Lalenin Bahçesi

Blogcudan taşınma, bir kırmızı Lale işte. Kitap okumayı , sohbeti, sinemayı, istanbulu illede Beyoğlunu sever.Olmazsa olmazları ailesi , Zuz ve denizdir. Çok şiir okumaz ama okursa Attila İlhan ve Orhan Veli okur. Gördüğü tüm güzel şeyleri paylaşmak ister. Paylaşmazsa görmüş gibi , okumuş gibi hissetmez kendini...Daha fazlası ise yazılarda.

05 Ocak 2010 Salı

Hafta Sonunu Cancan'la şahane bir şekilde noktaladık. Annesi kuaföre gitti O da bize geldi. Böylece yeni yılın ilk ziyeretini gerçekleştirdi. Misler gibiydi çok şendi. Ablalrı da evdeydi. Bir sürü etkinlik yaptılar. Kutuları üst üste boy sırasına göre dizip kule yaptılar. Koştular zıpladılar. Cancan yine çaktırmadan her fırsatta bizi ısırdı. Gamse sabah kolum niye acıyo böyle diye bakınca Cancan'ın bıraktığı hatırayaı gördü. İnci gibi diş izleri:)))

Gece bir buçuğa kadar Deliler Evi'ni okudum. İnsan bırakamıyor. Bir şeyin ucu hemen diğerine bağlanıyor, Bir karakter sahneye girdiğinde , bir diğerinin sahne girişini de yapmış oluyor. Tam 300 karakter var kitapta, hepsinin birbirine bağlanış biçimindeki ustalık insana Ayfer Tunç önünde şapka çıkarmaya zorluyor. Son yıllarda okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Dewey ise aynen Magissa'nın dediği gibi:))) yani diyorum. Çok farklı bulacağımı , Her Gece Josephine tadında olacağını sanmıştım.

Kızların ikisi de bu akşam yemeği dışarda arkadaşlarıyla yediler. Halbuki biz de de Babaanne yemekleri vardı. Biz karı koca Yumbuldağı ana ana yedik.( Kısa boylu, tombik kayınvalideme , kocam yumbuldak derdi). Ben işteyken gizlice eve girip su böreği yapıp bırakan, çamaşırları katlayan, karnım ağrısa üzülüp ağlayan kayınvalidemi rahmetle , güzellikle andık. Gamse yaramazlık yapınca, kız sen kime benzedin deyince ; Gamse'ninde cevap olarak - Annem diyo ki, yüzüm Anneme , huyum size benziyomuş . Geldi bana - Lale bizim huyumuz nasılki dedi- ben de çok güzell dedim. Aynı Gamse gibi hehehehe. İyi huyludur benim kızım:))))


Yazımı yazdıktan sonra Ezel başlayana kadar kitap okuyacağım . Yazarken fonda Musa Eroğlu Mihriban'ı söylüyor. Kulaklarını çınlatıyorum zeya...

03 Ocak 2010 Pazar

dün bu gün işte


Yahşi Batı ile başlayayım , söze; ilk günü olduğu için her yer tıklım tıklımdı, sinemaya yakın oturmanın avantajını kullandık hehehehehe. Film güzeldi, ince esprileri vardı her zamanki gibi CMYLMZ'ın. Biraz güncel hayatı takip etmek, biraz tarih bilgisi gerektiren esprileri vardı. Çok gülmedim, ama sinema yıkıldı. Yanımdaki kız dizlerine vura vura gülüyordu. O' Recep İvedik 3 fragmanına da aynı şekilde güldü. Yani gülmeye endeksli gelmişti. Hep böyle tipleri bulur otururum yanına.O dizlerine vura vura güldü, ben sakin sakin çayımı içe içe izledim.( Gamse pek güler , sinemeda çay içmeme) Bu arada anladınız tabii, gözleriniz de aydın Recep İvedik üçlemiş . Sanırım düzine olmadan da bırakmaz. Çok haklı adam, ben olsam bende bırakmazdım. Film başlayana kadar dışarda salonda oturduk. Avatar yeri göğü inletiyordu. Bir ara görümcem korktu bile:)). Görümcem ve kızı ben ve kızım olarak gitmiştik sinemaya, kız muhabbeti yani.

Sonuç: Filmi beğendim. Kızılderililer gerçek kızılderili, kovboylar gerçek kovboy, kasabalar gerçek kasaba gibiydi. Kendimi bir iyi bir Amerikan filminde hissettim.


Sinema çıkışı önce D&R a girdik. Hepimiz birer kitap aldık. Ben kediliyaşam dan Hakan'ın sözünü ettiği ve çok merak ettiğim Kütüphane Kedisi Dewey'i aldım.



Lise yıllarında okuduğum
Her Gece Josephine den sonra bir kedinin bir kasaba üzerinde nasıl etki bıraktığını merak etmiştim. Josephine de bir köpekti.Mutlaka okumanızı öneririm. Mizahi dille bir köpeğin , insan yaşamında nasıl yer ettiğini anlatıyor. Mesela karı-koca boşanırken ilk konuştukları şey ; köpek kimde kalacak.


D&r dan sonra biraz da mağaza dolaştık. Sonra evlerimize dağıldık. Biz Gamsegamse ile gelirken kendimize ufak bir kokoreç partisi verdik. Saat 11'i geçmiş evdekiler merak etmiş, aradılar. Koştur koştur eve geldik. Biraz da tv izledik. Sonra okuma faslına geçtik hep birlikte.


Sabah kızların biyolojik saati artık erken uyanmaya ayarlı olduğundan , acıktık diye bağırıştılar. Hem de yatak keyfi yapmak istediler. Kocam yardım eder diye baktım, o da uyuyormuş takliti yapıp, çamura yattı. Her şeyi hazırladım, Gamse son rötuşları yaptı. Kahvaltımızı yaptık . Öğleden sonrada herkes dağıldı.

İki gündür yemek yapmıyorum. Bu gün mercimek çorbası yaptım sadece. Hala yılbaşı gecesi yemekleriyle idare ediyoruz:))))

Bir de öneri yapıp bu günkü yazı olayını sonlandıralım. Efenim bu öneri, saç dökülmesinden , saçının bakımsızlığından, yıpranmışlığından falanından filanından şikayet sedenler için. Denenmiş memnun kalınmış ve size öyle sunulmuştur:)))

Otacı bitkisel şaşmpuan alıyorsunuz. Bizimki dört yüz grlık( Türkçeye kazandırdığım yeni boyut, kısaltmalara ek takmak). Şampuanın içine 30 damla çam terebentin damlatıyorsunuz. Bu çam terebentin denilen zımbırtı en dandik aktarda bile var, bizi marketten aldık. Bizim marketin ayıptır sölemesi şahane bir aktar kısmı var:))). Evde damlalık yoksa bir tane alın eczaneden. Sonra şampuanı çalkalayın ve kullanın anacım. Krem bile istemeyecek saçınız ,boyalı saçta bile. Ammaaa ille de krem derseniz yine bitkisel krem alın, aynı markanın.

Hadi gittim ben.


Edith Piaf söylüyor padam padam



02 Ocak 2010 Cumartesi

2010 ilk yazısı

Geldi işte 2010 hayırlı uğurlu olsun, vatana millete.

Evde karşıladık ailece, ağacımızın ışıklarını yaktık, mumlarımızı da. Masamızı donattık.Giyindik, kuşandık. Ailece yedik içtik. Gamse yemeğe kadar arkadaşlarıylaydı, Naziş yemekten sonra çıktı. Sonuçta yemek birlikte yendi. Saat 10 gibi benden bu kadar dedim pijamalarımı giydim. Gamse de atladı hemen olaya O da çekti eşofmanlarını. Kocam bir süre daha dayandı. Saat oniki olduğunda ortalık yıkıldı. Havai fişeklerle karşıladı İstanbul yeni yılı. İyi işte günlerdir tantana tantana bu iş de bitti. Burcuma göre bu yıl kariyer yılımmış, hehehehe.Artık mutfakta yeni füzyon yemekler mi denerim , yeni yerler mi keşfederim bilemem. Bir kapı çelengi yaparak işe başladım zaten. Hayatımda ilk kez de böyle bir şey yaptığım için gidip gelip bakıyorum zaten:))))

Güne geç başladık haliyle. Kızlar uyurken şöle börekli çörekli bir masa hazırladım, yılbaşı kurabiyelerimi de göz doldursun diye masaya kondurdum. Saat 12 gibi kahvaltıya oturduk.


Birazdan da evden çıkıyoruz,Gamse ile ben.Eylem şu;.Yahşi Batı... yani Anneler ve kızları sinema günü. Grupta iki anne, iki kız, iki kuzen, bir yenge, bir gelin , bir görümce, bir hala var:)))) toplamda dört kişiler ama heheheheh,

Şimdilik bize müsade...

31 Aralık 2009 Perşembe

Mutlu Yıllar




Bizim evden manzaralarla, yeni yılınızı kutluyorum. Hepimizin tüm dilekleri gönlünce olsun. Eski yılın muhasebesini yapmadan kapatmak istiyorum bu yılı. Çok mutlu olduğum anlarda oldu, çok üzüldüğüm anlarda . Tüm kötülükler 2009 da kalsın. 2010 güzelliklerle umutlarla gelsin.

Annem ne çok merak ederdi 2000 yılını, 1998 de vefat etti. Üzülme Anneciğim hiç bir şey kaçırmadın...Hatta en güzel yıllarda yaşadın...

30 Aralık 2009 Çarşamba

ben yaptım ben yaptım ben yaptım:)))



Bu yıl ki kapı çelengimi kendim yaptım.Tamamiyle el ürünüdür.çemberi, eski makarna süzgecinin dış çemberi. Çevresini eski kullanmadığım bir fularla sardım. Korudan topladığım çam kozalaklarının üstüne sprey vernik sıktım. Bir saat beklettim. Sonra silikon tabancasıyla çembere yapıştırdım Mor, paket kurdelesini de üstlerinden geçirdim. Üstündeki kırmızı meyveler geçen yıl Naziş'e gelen bir hediye paketinin üstündeydi. Onları da silikon tabancasıyla yapıştırdım. Çam ağacımızın alt dalındandan bi tane kesip araya yeşillikler yaptım( ben keserken pek bi feryat etti ev halkı. , yine ağaçtan iki üç çan yürüttüm alın size anlı şanlı kapı çelengi. Bizim meraklı kapıcı yine inceledi bu gün biraz yerinden kaykılmış. Kurdele yan dönmüş:))) Nasıl meraklı bişi anlatamam. Bazen kapıya yapıştırdığım şeyleri çıkıyomu diye çekerek kontrol eder:))) Bir yere giderken nereye gittiğini sorar, yanındakinin kim olduğunu sorar . Neyse işte dün gece hem ezel izledim hem faaliyet yaptım. Anladığınız üzre kariyerde yaparım çocuk da hem de iki tane hehehehehhe.

Şu anda bizimkiler içerde Zuz'un çakmağına gaz doldurmaya çalışıyorlar. Yokluğumu henüz farketmediler. Çay saatine kadar bir yazı attırayım dedim de...


Bu gün postacı kapımı çaldı yine , mavianne den kankimden hem yeni yıl kartı hem çok şık bir kese geldi, günümü pespembe yaptı.


Sonra kapı çaldı üst kattaki hiç tanımadığım komşu şahane bir aşure getirdi, ağzıma tat kattı. E çok güzel bi gün oldu.

29 Aralık 2009 Salı

sabahın körü

Sezen Aksu Zor Yılları söylüyor ...

Kozmik Odanın üçüncü aranışı sekiz saat sürmüş...iyi , ikinci aranışı 28 saat sürmüştü...

Sanki yabancı bir memlekette gibi, olayları dışardan izliyorum... dün akşam koskoca profösör bile anlayamadığını ve , yabancılık duygusu çektiğini söyledi...Hah dedim ya , demek ki yalnız değilim....kendi ülkemizde , fransız olduk..

Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Kısa Tarihine başladım dün gece... Buket Uzuner'in İstanbulluları gibi başladı ... Kitap kahramanlarının hayatlarına geri dönüşlerle... karakter sayısı 300 müş...henüz çok başlardayım , elli sayfa falan ancak okuyabildim...Türkiye panoraması...


Akşam Zuz yemeğe gelecek...

Sabah beş buçukta uyandım, kızlar sırayla gitti... Ada çayı içtim..şimdi de uykum var...şarkı bitsin yatıcam...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Çıktık açık alınla 28 yılda her savaştan;

Geçen yıl tam bu gün bu yazıyı yazmışım, okudum ; değişen hiç bir şey yok sadece 27 yerine artık 28 olduk. Bir yaş daha büyüdük. Tek değişen Gamse artık öğrenci değil; öğretmen. Naziş 'in meslekte beşinci yılı, Kocamın saçında bir kaç tel daha beyaz var, heheheheh benim saçlarımda kızıl kahve bu yıl , kilom aynı:))))

Link vermişim ama burayada alayım, linkteki yazının devamında Gamse ile benim tahtakale maceram var:)))

BİZ

Bundan tam 27 yıl önce biz , bir yola çıktık. Şimdiki ortalamalara göre daha çocuk yaştaydık. Birlikte çok şey yaşadık, Önce ben değil biz demeyi öğrendik. Ayrıca bendik de. Ailellerimizden uzakta çok karlı bir şehirde ,soba yakmayı, annelerimiz pişirmeden karnımızı doyurmayı öğrendik. Birlikte çok eğlendik, acılar paylaştık. Annelerimizi kaybettik birbirimize sarıldık. İkiyken üç olduk dört olduk. Dört ayrı karakter bir arada nasıl yaşar onu öğrendik.

Bu ikili bu akşam evliliklerinin 27.yılını ama birlikteliklerinin tam 30 yılını devirmekteler. Artık sokaklarda kar topu oynayan, yokuşlardan kahkahalar atarak kızakla kayan , istiklal'de gülme komasına girip herkesin başlarını onlara çevirip baktığı, rezarvasyonsuz yollara çıkıp ondan ona bin usulüyle yolculuk yaptıkları günlerdeki gibi değiller. Artık daha bi ağırbaşlılar artık tatile giderken bir ay önceden rezarvasyon yaptırıyorlar ama içlerinde hala bi çocuk tarafları var. Kadın olanı hala bi çıldırık ama olsun idare edip gidiyolar işte.

Biz bu geceyi yine kendi usulumüzde ev de kutlayacağız, yemeğimizi yiyeceğiz, pastamızı keseceğiz ayyy iyiki evlendik diyeceğiz...


19 NOLU SONNET

Yalnızca benden kaçma yeter
Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni
Sağır olsan gönlüm sözlerini ister
Dilsiz olsan gördüğünü.
Kör olsam, seni görmek isterdim
Sen yanımda yol gösterici oldun
Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı

Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı
Bırak beni yaralıyım´ desen de boşa

Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir
Başka bir yerde değil, yalnızca burda
Gönlüm herşeyden önce seni ister
Biz de diyebilirim, ben yerine.

Bertolt Brecht